Başarı

Sevgili Dostlar,

Bu hafta konumuz yaşamımızın her dönemini olumlu ya da olumsuz etkileyen bir olgu “Başarı”.

Kendimizi de çevremizdeki tüm insanları da kategorilere, sıralamalara sokmak için sıkça kullandığımız bu ölçüte biraz daha yakından bakmak istedim.

Her konuda yapılan her konuşmada en az bir kere kullandığımız bu kelimeyi hiç ciddi anlamda sorguladık mı? Bizim için “başarı” nedir, başkaları için de aynı anlamı taşıyor mu? Diye merak ettik mi?

Bence artık zamanıdır hepimiz kendi “başarı” kriterimizi oluşturmalı ve bu kavramı yeniden düzenlemeliyiz.

Başarıyı herhangi bir konuda olması gerekeni veya daha fazlasını elde edebilmek diye tarif edebiliriz. Buradaki en önemli nokta “olması gereken” noktasıdır. Aşılması gerektiğine inandığımız bu noktanın genel bir değerlemesi ne yazık ki bulunmamaktadır. Bu çıtayı ayarlayan bu hedefi koyan biziz.

Birlikte düşünelim, aylık geliri çocuklarını özel okullarda okutabilecek, her yaz şehir dışındaki yazlığa götürebilecek, mutfağında hiçbir kısıtlamaya gerek duymadan ailesini besleyebilecek düzeyde olan bir aile reisi kendisini yine de ekonomik açıdan başarısız hissedebilir mi? Bir başka aile reisi tüm bunları yapamamasına karşın ailesini sadece yeterince besleyebildiği, en alt düzeyde de olsa onlara bir yaşam lüksü verebildiği için kendini başarılı hissedebilir mi? Her ikisine de evet diyorum.

Aynı çelişkiye ekonomik olmayan başka bir açıdan da bakabiliriz. Okulu bitirdikten sonra kariyerinde hızla yükselen, tüm ülkenin tanıdığı, yazdığı kitap ve makalelerle tanınmışlığı ülke dışına taşmış, becerisi dilden dile dolaşan ünlü bir cerrah kendini başarısız hissedebilir. Aynı okulu bitirdikten sonra kasabasındaki sağlık ocağında çalışmayı seçen ve bazen köy köy dolaşmaktan evine gidecek vakit bile bulamayan sınıf arkadaşı hekim ise kendini başarılı hissedebilir. Burada da ilk bakışta şaşırtan bir çelişki çarpıyor gözümüze.

Bütün bu çelişkilerin tek açıklaması var. Bizler hedefimizi koyarken çıtayı ayarlarken çoğu zaman içinde bulunduğumuz şartları, gereksinimlerimizi veya kapasitemizi dikkate almıyoruz. Tek dikkate aldığımız kendimiz için ideal olarak seçtiğimiz kişi ve o kişinin bulunduğu seviye oluyor.

İlk örnekte kendini başarısız hisseden yüksek gelir düzeyindeki kişi büyük olasılıkla çok daha üst gelir düzeyinde bir kişiyi kendine ideal olarak seçmişti ve bütün yarışını, bütün başarı duygusunu o noktaya gelmek üzere programlamıştı, ulaşamayınca da elde ettiklerini görmezden gelerek başarısızlık duygusu yaşamaktaydı. Oysa ikinci kişi kendisi için belki de çok zor geçen bir çocukluk döneminde sadece mahallesinde yaşayan orta halli ama evinde en azından yaşanabilir bir geçim düzeyi oluşturabilmiş bir kişiyi ideal olarak seçmişti ve o düzeye ulaşabilmiş olmanın başarı duygusunu yaşamaktaydı.

İkinci örnekte de kariyer anlamında ideal olarak alınan kişilerin farkları yine başarı duygusu üzerinde kaçınılmaz etkisini göstermiştir.

Birinci tavsiyem kendimiz için bir hedef belirlerken lütfen bu hedefin şartlarımız ve kapasitemiz açısından ulaşılabilirliğini gerçekçilik gözlemimizle tekrar kontrol edelim. Çok takdir ettiğimiz bir kişinin ulaştığı noktayı kendi hedefimiz haline getirirsek ulaşana kadar çok sıkıntılar ve başarısızlık duyguları yaşarız. Eğer mutlaka o hedefe ulaşmamız bizim için yaşamın anlamı haline geldiyse o halde en azından yol üzerinde etaplar yaratalım ve her etabı geçtiğimizde kutlayabileceğimiz bir başarımız olsun.

İkinci tavsiyem de hem kendimizi hem çevremizdeki kişileri (çoğu zaman çocuklarımızı) başarı açısından yargılarken lütfen objektif olalım. Kapasitelerini ve içinde bulundukları şartları dikkate almadan yapılacak bir yargılama zalimce olacaktır.

Hepinize hayalini kurduğunuz o güzel başarılara ulaştığınız güzel bir gelecek diliyorum.

En içten sevgilerimle

Haluk Gültekin

Yaşam ve İlişkiler Koçu

www.halukgultekin.com

instagram: m.halukgultekin