Dertlerimiz

Sevgili Dostlar,

Bu haftanın konusu da “Dertlerimiz”. Bu kelime dilimizde pek çok anlama gelmektedir. Hastalık, üzüntü veya sorun kelimeleri yerine kullanılır genellikle. Yani sıkıntılı, üzüntülü hatta sancılı bir durumu anlatmaya yarayan bu kelime nedense dilimize fazlasıyla yerleşmiştir.

Her ortamda biraz kulak verirseniz çevremizde ne kadar çok derdinden bahseden kişi olduğunu fark edersiniz. Hatta kimin daha çok derdi olduğu konusunda bir anlamda traji komik bir yarış olduğunu görerek hayrete düşersiniz.

Evet, maalesef bu bizim kültürümüzde olan bir çarpıklık. Doğu kültüründe zor durumda olan kişilere yardım edilmesi, öncelik verilmesi, özen gösterilmesi sonucu bu kültüre bağlı toplumlarda bir yarası veya bir acısı olan kişiler el üstünde tutulmuştur. Gözle görülen bir yara veya bilinen bir sebepten kaynaklanan bir acısı olmayan kişiler de bu ayrıcalıktan faydalanabilmek adına gözle görülemeyen dert sahibi olma yönüne gitmeyi tercih etmişlerdir.

Benim burada sözünü etmeye çalıştığım dert kavramı, karşısında aciz kaldığımız hastalıkları, evlerden uzak olsun dediğimiz üzüntüleri veya altından kalkılması imkansız sıkıntıları kapsamıyor tabi ki. Ben bir anlamda arabesk bir ruh yapısıyla söylenen ve çevremizde sıkça duyduğumuz “Bendeki dertler kimsede yok” yakınmasındaki kendi kendine edinilmiş dertlerden söz ediyorum.

Bir toplum düşünün ki çok popüler bir şarkısının sözleri “Dertleri zevk edindim ben de neşe ne arar” diyor. Doğu kültüründen uzaklaştığımızda benzeri bir şarkı bulamayız.

Dertlerin kişiye bir ayrıcalık tanıdığı düşüncesini destekleyen pek çok hurafe de toplumumuzun bu kadar dertli olmasına adeta yardımcı olmuştur. Bazı çevrelerde sıkça duyabileceğiniz “Allah sevdiği kuluna dert verirmiş” deyimi de bunlardan biridir. Bu tip deyimlerin gerçek din öğretisiyle hiçbir ilgisi yoktur tamamen dilden dile geçerken deforme olmuş deyimlerdir.

Zayıf kişilik yapısı diye adlandırabileceğimiz bazı kişilikler karşılarına çıkan zorluklarla mücadele etmek yerine bir anlamda kolu kanadı kırık manasına da gelen bu “dertli” sıfatının arkasına sığınmayı tercih etmişlerdir. Bir de “histriyonik kişilik teşhisini hak eden bir grup vardır ki onlar da bu dertli halleriyle içine girdikleri toplumda dikkat çekmeye ilgi odağı olmaya çalışırlar. Oysa giderek yaşam ritmi yükselmekte olan toplumlarda enerjisi düşük bu “dertli” tipler haklı olarak dışlanmaktadır.

Sonuç olarak üç ayrı bölüm “dertli” vardır.

Birincisi gerçekten başa çıkamayacağı bir sorunla, bir hastalıkla veya bir üzüntüyle karşı karşıya kalmış olan ve bir taraftan bu badireyi atlatma mücadelesi verirken bir yandan da o süreç içinde dert çekmekte olan “dertli” dir.

İkincisi Kişilik zayıflığı veya psikolojik sorunları nedeniyle arkasına sığınacak dert arayan ve bu dertlerin sahibi olmakla adeta övünen, her ortamda dertlerini neredeyse gururla anlatan “dertli” dir. Bu grup zaten dertli olmakta daima birincidir. “Dertleri zevk edinmiştir” ve “onlardaki dertler kimselerde yoktur” J

Üçüncü grup ise her iki gruba da dahil olmamakla birlikte daha önce karşılaşmadıkları türde bir sorunla karşılaştıklarında bunu kendilerine dert edinmeye meyilli olan “dertliler” dir.

Birinci ve ikinci grup çalışma alanımız dışında kaldığından konumuz sadece üçüncü grup olacaktır.

Bu grup kapsamında olan kişi dertlendiğini hissettiği zaman ilk yapması gereken kendisini dertlendirmekte olan ortamı fiziksel anlamda terk etmesi, eğer durumu pekiştiren bir müzik veya görsel varsa derhal kapatmasıdır. Daha sonra ise kendine bazı sorular sormalıdır.

1- Şu anda beni etkisi altına almaya başlayan bu dert benim gerçekten üstesinden gelemeyeceğim bir sorun mudur?

2 a-Cevap hayır ise beni bu sorun niye dertlendirdi geçmiş yaşamımda beni dertlendiren benzer bir sorun var mı, bu sefer beni dertlendiren bu hatıranın tetiklemesi olabilir mi?

2 b-Cevap evet ise kimlerden yardım ve destek alabilirim, üstesinden gelebilmek için başka ne yapmalıyım?

3-Derdimle mücadeleye nereden başlamalıyım ve hedef sıralamam nasıl olmalıdır? Unutmayalım ki dertler evrensel değildir. Bize dert olan bir sorun başkasına olmayabilir. Bu durumda başkasıyla aramızdaki farkı bulabilirsek bulduğumuz bu fark ilk değişim hedefimiz olabilir.

Bu reçete bizi dertlendirme girişiminde bulunan tüm geçici sorunları çözmemizde kesin etkili olacaktır.

Hepinize dertsiz, keyiflerle dolu bir yaşam diliyorum.

En içten sevgilerimle

Haluk Gültekin

Yaşam ve İlişkiler Koçu

www.halukgultekin.com

instagram: m.halukgultekin