Cinsellik Üzerine Sohbet

Sevgili Dostlarım,

Birkaç haftadır sizlerden aldığım geri bildirimlerin çoğunda neden bir sohbet konusunu da cinselliğe ayırmadığım sorusu yer almaktaydı. Verdiğim cevaplarda bu konunun bir sohbete sığmayacağı, buna karşılık uzadığı zaman da sıkıcı olacağı endişemden söz ettim ama talep devam edince bu hafta bu konuda bir şeyler söylemeye karar verdim. Bu sohbet sonuna kadar konuyu toparlayamazsam devamını en kısa zamanda yazacağıma söz veriyorum.

Cinsellik insanlık tarihiyle birlikte var olmuş ve yaşantımızın tamamına hakim olmuş bir kavram olmakla beraber ayıp sayıldığı için ne yazık ki konuşulması bile tabu haline getirilmiştir. Böylesi hayatımızın içinde olan hatta varoluş sebebimiz olan bir eylem neden ayıp sayılmıştır diye araştırırsak bunu hepimizin yüzyıllardan beri kendi hatalı davranışımızla oluşturduğumuzu görebiliriz.

Çocuklar çok küçük yaşlardan itibaren nasıl olup da dünyaya geldiklerini, kardeşlerinin veya komşunun çocuğunun nasıl oluştuğunu merak ederler ve henüz bu konulardaki ayıp kavramları gelişmediğinden bu soruyu uluorta sorarlar. Aldıkları cevapların hiçbirinde üstü kapalı bir şekilde bile olsa cinsellikten bahis yoktur. Buna hepimiz yakından şahidiz. Kim bilir kaçımız yıllarca kendisini leyleğin getirdiğine veya karnabaharın içinden çıktığına inanmıştır. Daha yakın zamanlarda genç anne babalar açıklamayı biraz daha değiştirmiş ve kısaca “anne ile baba birbirini çok sevince çocukları olur” şeklinde daha modernleştirmişlerdir. Bu sefer de çocuklar büyürken ya çocuğumuz olursa korkusuyla kimseyi çok sevmemeye gayret etmeye başlamışlardır. Sonunda yeteri kadar büyüdüklerinde hepsi gerçeği öğrenmişler ve kendilerinden saklanılmış olan bu gerçeğin yani bir anlamda cinselliğin saklanması gereken bir şey olduğu duygusuna kapılmışlardır. Sonuç olarak saklanılması gerektiği düşünülen bu kavram tabu haline gelmiştir.

Oysa cinsellik çocuğun henüz kendini bilmediği bir dönemde bile başlamıştır onun yaşamında yer almaya. İlk dönemlerinde sadece adale kasılmalarıyla yaşanan bu haz duygusunun cinsellik olduğunu bilmeden yaşar çocuk. Freud bu tezini ispat etmeye çalışırken havaya atılıp tutulan veya salıncakta sallanan çocuğun bu eylemler sırasında yaşadığı adale kasılmalarının ilk cinsel hazlar olduğunu ve çocukların bu eylemler sırasında yaşadıkları büyük keyfin bilinçsiz bir cinsel keyif olduğunu savunur.

Yukarıdaki bu paragraftan sonra “yok artık bu kadar da olur mu” diyen sesler duyuyorum adeta. İnanın ben de bu konuda Dünya çapında bir bilim adamı olan Freud’un yalancısıyım J

Çocuklarımıza cinsellik konusunda yaptığımız hatalar çocuk oluşumunu gizlemekle sınırlı değil. Daha ileri yaşlarda yeterli cinsel eğitimi veremediğimiz çocuklarımızın bu bilgileri aile yapısı dışından konuyu ancak kendileri kadar bilen arkadaşlarından almalarına göz yummaktayız. Bu arkadaşlar çoğu zaman eksik bilgiden daha tehlikeli olarak yanlış bilgilerle donatmaktalar çocuklarımızı. Bu yanlış bilgilendirmenin, çocuklarımızı korkunç hurafelerle yanlış yönlendirmenin bir diğer kaynağı da donanımsız bakıcılar. Çocuk eğitimi ile ilgili hiçbir bilgiye sahip olmayan böyle bir bakıcının terbiye etmek amacıyla söylediği veya aynı donanımsızlığa sahip bir büyüğün espri yapmak amacıyla söylediği “keserim pipini” sözünün nerelere varabileceğini düşündünüz mü hiç? Bu çocuk bu sözü son derece ciddiye alabilir ve o yıllarda ilk defa tesadüfen göreceği çıplak bir kızı kendisine söylendiği gibi “iğdiş” edilmiş sanabilir. Kendisine yapılmış olan tehdidin de doğru olabilme olasılığı böylece yükselir. İşte yaşamının büyük bir kısmını etkisi altına alacak olan bir korkunun başlangıcı budur.  Bu korku onu pek çok noktada geri durmaya zorlayacaktır. Çoğu zaman hepimizin dikkatini çeken ve takdirini alan, kadının birçok konuda ve noktada erkekten daha cesur olmasının kökeninde “iğdiş” edilme korkusu yaşamamış olması yatar. Bu noktada cesaretle ilgili tepkiler alacağımı biliyorum ama inanın ki erkeğin her zaman bir kadından daha cesur olabildiği tek mücadele türü vardır o da bir kadının hayatını kurtarmanın söz konusu olduğu mücadeledir. Bu noktada da erkeği motive eden tek duygu bilinçaltında kendisine hayat veren annenin yani kadının hayatını kurtarma duygusudur. Kadının diğer mücadelelerde erkekten daha cesur olduğunun en önemli kanıtlarından biri de silah taşıyan kadınlarla erkeklerin sayısı üzerindeki kıyaslamadır.

Asıl toplumsal yaramız olan erkeğin kadını küçümsemesi konusunun kökünde de bu sorun vardır. O yaştaki çocuk kızları iğdiş edilmiş olarak göreceğinden onları küçümseme eğilimine girer. Bu küçümsemenin sonuçları daha sonraki yıllarda trajik olacaktır. Karşı cinsi “iğdiş” edilmiş olarak gören ve küçümseyen bu kişilik hayatının hiçbir döneminde o cinsten birinin gerisinde kalmayı, bir anlamda ona yenilmiş olmayı hazmedemeyecek ve gerekirse kaba kuvvete hatta silaha başvurarak ne pahasına olursa olsun üstünlüğünü kendi kendine ispat etmek isteyecektir. Neredeyse her gün gazetelerde karşımıza çıkan kadına şiddet, kadın cinayetleri ne yazık ki bu ispat çabasının sonucudur. Hissedilen bu ispat zorunluluğu en bilinçli toplum kesimlerinde bile kendini farklı bir biçimde bile olsa ne yazık ki göstermektedir. Yaşlanma sonucu hormon seviyesinde azalma olan veya kan dolaşımı sorunları dolayısıyla cinsel performansında düşme görülen erkek sırf bu üstünlüğün ispatı çabası yüzünden sağlığını hiçe sayarak bazı kimyasallar kullanacak ve belki de bu yüzden yaşamını yitirecektir.

Bu sohbetimizde konunun çok yüzeysel bir kısmına ancak değinebildik takip eden yazıda biraz daha söyleyeceklerim olacak bu konuda.

Hepinize iyi bir hafta sağlıklı uzun bir ömür diliyorum.

En içten sevgilerimle

Haluk Gültekin

Yaşam ve İlişkiler Koçu

www.halukgultekin.com

instagram: m.halukgultekin