Yaşlılık mı, ihtiyarlık mı?

Sevgili Dostlar,

Bu hafta konumuz herkesi ilgilendireceğini sandığım “Yaşlılık mı, ihtiyarlık mı” konusu.

Evrende bulunan canlı veya cansız tüm varlıklar ölümlüdür. Yani oluşumları ile yok oluşları (en azından bedensel olarak) arasında geçen bir zaman aralığına sığan bir süreye sahiptir ki biz buna ömür demekteyiz.

Oluşum anından itibaren bu canlı veya cansız varlığın geçmekte olan zaman içinde aldığı yola “yaşlanma” diyoruz. Tabi ki bir yaşından iki yaşına geçen çocuğumuz, kedimiz veya binamız için nedense bu tabiri kullanmıyor onun yerine büyüme, olgunlaşma, akıllanma gibi tabirler kullanıyoruz. Canlı veya cansız her varlığın süreceğine inandığımız ömrünün en az yarısını geçtiği durumda ise yaşlanma tabirini kullanmaya başlıyoruz. Bu tabirin Arapça kökenli karşılığı ise ihtiyarlama ve biz bu tabiri kötü anlamda yani elden ayaktan düşme gücünü kaybetme anlamında kullanıyoruz. Oysa bu kelimenin sözlük karşılığı olgunlaşma, erişkin olma, yapacaklarına bağımsız karar verebilme anlamına geliyor. Bu da dilimizin kökünü oluşturan orta Asya Türkçesinde kullanılan “kocama” kelimesinin tam karşılığı.

Her üç tabire de baktığımızda hiçbirinde gücünü kaybetme, kenara atılma veya değerinin eksilmesi gibi bir anlam olmamasına karşılık biz ihtiyarlamayı ruhsal ve bedensel çöküşü anlatan tabir olarak seçmişiz. Bu yanlış algıyı değiştirebilmek ve iç dünyamızda oluşan olumsuz duyguyu ortadan kaldırabilmek adına bu tabiri ne kendiniz ne de başkaları için kullanmamanızı öneririm.

Altmış beş yaşından altmışaltı yaşına geçen bir kişiye bir yaş daha ihtiyarladın diyoruz oysa dört yaşından beş yaşına geçen bir çocuğa bir yaş daha büyüdün diyoruz. Buradaki büyümeden kastımız boy olarak ise hiçbir itirazım yok ama yaş olarak büyümeyi kastediyorsak bu her ikisi için de geçerlidir, her ikisi de bir yaş büyümüş, bir yaş yaşlanmış veya bir yaş kocamıştır.

İnsan bedenindeki hücreler sürekli bir ölüm ve yeniden oluşum süreci içindedirler. Vücudumuzun her noktasındaki hücreler yaşam sürelerini tamamlayıp yok olmakta yerlerine yenileri gelmektedir. Kişi kırk yaşına geldiğinde artık vücudunda doğumunda var olan hiçbir hücresini taşımamaktadır. Yani tamamı yenilenmiştir. Bu yenilenme işlemi kişinin beyin ölümüne kadar da hep devam edecektir.

Kırk yaşından sonra yenilenme hızında bir düşme, bir yavaşlama olmaktadır. Bedenimizde başlayan bazı sorunlar yaşam hızımızdaki düşüşler bu yaştan sonra başlamaktadır. Bizler bunu ihtiyarlamak olarak algıladıkça ve ilk başlarda belki sadece bu terimi bir espri olarak da olsa kullanmaya başladıkça bedensel sorunlarımız, yaşam hızımızdaki düşüş de artmaktadır.

Peki, niye kırk yaşına kadar olan yenilenme tempomuzda kalamıyoruz. Gayet basit bir sebeple azalan heyecanlarımız sebebiyle. Kırk yaşına kadar yaşamımızın ilk dönemleri oluşuyor yaşadığımız her şeyin başlangıçlarını yaşıyoruz. Okullarımızın, askerliğimizin, evliliğimizin, yeni evimizin, işimizin başlangıçları ve ilk dönemleri bu yaş aralığında yer alıyor. Yeni başlangıçlar yeni heyecanlar getiriyor bu heyecanlar bizi yaşama hiç ölmeyecekmiş gibi bağlıyor ve bedenimiz kendini sürekli yenileme ihtiyacı duyuyor hücrelerimiz de büyük bir hızla yenileniyor. Oysa çoğumuzun kırklı yaşlarından sonra yaşamı belirli bir düzleme oturuyor, heyecanlar ve yeni başlangıçlar bitiyor, yaşamımız monotonlaşıyor. Akış hızındaki bu duraksama yaşama bağlılığımızı da etkiliyor ve bedenimiz yenilenme temposunu düşürüyor. Kırsal kesimde yaşam temposunun kentsel kesime göre çok daha yavaş oluşu o bölgelerde yaşayanların bedenlerindeki yenilenme temposunu da tabi ki daha düşük tutuyor bu da kırsal kesimde yaşayan kişinin aynı yaştaki kentsel kesim yaşayanına göre daha yaşlı görünmesinin sebebini oluşturuyor. Yaşam tempomuz düştüğünde ihtiyarlık sarmalımız başlamış oluyor. Vücudumuz yavaşladıkça biz tempomuzu düşürüyoruz, biz tempomuzu düşürdükçe de vücudumuz yavaşlıyor.

Bu sarmala girmemek için tavsiyelerimi şöyle sıralayabilirim:

1- Yukarıda da dediğim gibi ihtiyarlama sözcüğünü dilimizden çıkartalım.

2- Her yaş alışımızda bunu bir hüzün algısıyla değil bir mutluluk algısıyla karşılayalım yaş alabilme ayrıcalığını yaşıyor olmamızın bir hediye olduğunu unutmayalım

3- Yaşımız kaç olursa olsun tamamlanan hedeflerimizin yerine yenilerini koyalım ve bunlar bize heyecan verebilecek hedefler olsun.

4- Hiçbir işimiz olmasa bile sabah erken kalkalım, metabolizmamızın doğal olarak hızlı çalışacağı saatlerde uyuyarak onun yavaşlamasına sebep olmayalım.

5- Olumsuz düşünceleri (korku, nefret, utanç, hırs) yaşantımızdan çıkartalım bunların hepsi enerjimizi emerek yaşantımızın yavaşlamasına sebep olmaktadır.

6- Severek yapacağımız bizi yaşama bağlayacak üzerinde projeler oluşturabileceğimiz bir iş edinelim (Torun bakmak bile olabilir)

Hepinize hiç ihtiyarlamayacağınız uzun ve mutlu bir ömür diliyorum.

En içten sevgilerimle

Haluk Gültekin

Yaşam ve İlişkiler Koçu

www.halukgultekin.com

instagram: m.halukgultekin