Sohbet – 2

Sevgili Dostlar,

Sizlerle sohbet etmeyeli hayli uzun zaman geçti. Bu zaman içinde hem farklı eğitimlere katılarak bilgi dağarcığımı genişlettim hem yeni işbirlikleri oluşturdum hem de bana gerçek anlamda mutluluk veren vaka çalışmalarımın yoğunluğunu bir hayli arttırdım.

Gerek geçmişteki bilgi birikimimin kökeni olarak gerekse aldığım pekiştirme eğitimlerinin katkısıyla ben Yaşam ve İlişkiler Koçluğumu daha çok psikolojik bir temele oturttum. Bu konuda yetkili olabilmek üzere de “Transaksiyonel Analiz” temel bilgileri ve uygulamaları yönünden eğitim aldım. Böylece de bir anlamda terapist yaşam koçu oldum.

Yukarıda sözünü ettiğim vaka çalışmaları neden bana mutluluk veriyor konusuna da değinmek isterim. Benden yaşamının bir yerinde takılmış olduğu engeli aşmak üzere destek isteyen kişiye engelinin sebebini de keşfettirerek çözüm getirdiğimde o kişinin hiç aşamayacağını sandığı engelini aşarken yüzünde beliren mutluluk ifadesi benim için her türlü değerin ve ödülün üstünde. İşte bana en büyük mutluluğu bu anı yaşayabilmek veriyor.

Son bir yıldır destek vermeye gayret ettiğim danışanlarımın yaş yelpazesi hayli geniş, 16 yaşında da 75 yaşında danışanım da var. Bu yelpazeyi daraltmaya, daha sınırlı bir yaş grubuna odaklanmaya çalışmakla birlikte destek isteklerini geri çevirmekte zorlandığım için tam tersine yelpaze genişlemeye devam ediyor.

Gerek bana gerek se konuyla ilgili diğer tüm terapist dostlarıma destek başvurusu sayısının yıldan yıla artması bana toplumumuzun bilinçlenmesi konusunda ümit veriyor. Yakın zaman öncesine kadar toplumumuzda genel eğilim ya “benim hiçbir sorunum yok” ya da “alırım iki ilaç düzelirim” tarzındaydı. Birinci gruptakiler “var bir sorunum” dediğinde bunu anlatmak zorunda kalarak sorunuyla yüzleşmekten ve dolayısıyla da sorunlu olduğunu kabul etmiş olmaktan çekinenlerdi. İkinci gruptakiler ise sorunu olduğunu kabul etmekle birlikte bunu haftalar boyunca bir terapistle çalışarak çözmek yerine bir kere ilaç yazdırmaya gidip “benim sorunum basitti aldım ilacımı geçti” demeyi tercih edenlerdi.

Nedense toplumumuzda psikolojik kökenli bir sorun yaşamak ayıp sayılıyordu. Kişi düşüp bacağını kırdığında göğsünü gere gere yardım istemeye giderken fiziksel olmayan bir sorun yaşadığında yardım istemekten çekinmekteydi. Bu algının yavaş yavaş da olsa değişmekte olduğunu görmek benim için umut verici.

Yaşam koçu ve terapistler ile danışanlar arasındaki ilişki için risk sayılabilecek bir konuya daha değinmeden geçemeyeceğim. Yukarıda sözünü ettiğim çekinmenin yarattığı en büyük sorun danışanların büyük bir çoğunluğunun bu terapi sürecinden yakınlarına hiç söz etmiyor olmaları. Gençlerin ana babaları, daha büyüklerin eşleri, en büyüklerin de çocukları veya torunları konudan tamamen habersiz oluyorlar. Bizler de mesleki etik olarak çevremize konuşulan veya yaşananları aktaramıyoruz. Neredeyse hiç kimsenin haberdar olmadığı bu ilişki içinde en korumasız durumda olan da bizler oluyoruz. Özellikle hastane dışında mesleki faaliyetini sürdürmekte olan dostlarımızın psikotik bir patoloji bulgusunu henüz tam tanımlayamamışken saldırıya uğraması veya bir taciz suçlamasıyla karşı karşıya kalması son derece olası risklerden. Algının değişmesi ve yaşanan terapi sürecinden yakınların haberdar olmasının da bu büyük riski zaman içinde azaltarak yok edeceğine inanıyorum.

Hepimize ruhsal ve bedensel sağlıklı güzel günler diliyorum.

En içten sevgi ve saygılarımla

Haluk Gültekin